Musul gerçeði
ve "tarihi haklar" masalý

Mûrad Ciwan

Irak´ýn egemenliði altýndaki Güney Kürdistan´da peþmergelerin son iki yýl boyunca elde ettikleri baþarýlar ve Îran-Irak savaþýnda Irak BAAS rejimi aleyhinde oluþan denge deðiþikliði, Türk burjuva basýnýnda Kerkük ve Musul´un iþgal isteklerini hýzla kabarttý. Son iki yýllýk geliþmeler gösterdi ki, Irak rejimi sýkýþýp yenilme tehlikesiyle yüz yüze geldikçe, Güney Kürdistan´da baðýmsýz bir Kürt devletinin kurulacaðý endiþesi, hastalýk atþi gibi Türk bujuvazisinin tüm vucudunu sarýyor ve buna baðlý olarak Kerkük ve Musul´u iþgal çýðlýklarý atýlýyor. Zaman zaman Irak rejimi nefes alýr gibi olunca da ona baðlý olarak Türkiye´deki iþgal çýðlýklarý gevþior.

Kerkük ve Musul´u Türkiye´ye iþgal ettirme planlarýnýn arkasýnda baþta ABD emperyalizmi olmak üzere NATO ülkelerinin gerici hükümetleri olduðu açýk. Bu güçler, Îran-Irak savaþýnýn yarattýðý ateþten, kestaneyi çýkarmak için Türkiye´yi maþa olarak kullanmak istiyorlar. Ancak bu amaçlarýný gizlemek için , Türkiye´nin "tehlikeye düþen çýkarlarýný, Musul ve Kerkük üzerinde Türkiye´nin tarihsel haklarýný" ön plana çýkarýyorlar.

Bu plan, yýllarca Kerkük Türklüðünü kurtarma hevesiyle þahlanan ýrkçý-þöven Türk çevrelerinin aðýzýný sulandýrýyor. Son yýllara dek, "Kerkük Türkü´ne yapýlan mezalim"den dem vuranlar, Kerkük ve Musul´u "anavatan topraklarýna" katma hevesine kapýlanlar, daha çok sözkonusu ýrkçý-þöven çevrelerle sýnýrlýydý. Fakat son aylarda "Kerkük ve Musul´da Türkiye´nin tarihi haklarýndan" dem vurarak Türkiye´nin Güney Kürdistan´ý iþgal yolunu açmaya çalýþan çevreler artmaya baþladý. Öyle ki bu salgýn ateþi Cumhuriyet gazetesinin kimi "demokrat" ya da "solcu" yazarlarýný bile sardý. Koparýlan yaygaralar, Musul ve Kekük´ün tarihi ve nüfus bileþimi üzerine piyasaya sunulan yalanla,r hiç kuþkusuz bilinçsiz kitleleri etkiliyor, gözlerini þövenizm perdesiyle karartabiliyor. Musul´un geþmiþte Osmanlý imparatorluðu sýnýrlarý içinde oluþu, hiç kuþkusuz Musul özerine atýlan yalanlarýn daha kolay yutulmasýna olanak yaratýyor.

Böylesi bir ortamda, Musul´un geçmiþte tarih boyunca kimlere yurt olduðu, orada, kimlerin tarihi haklarýndan bahsedilebileceði üzinde durmak, Türk kamuoyu yönünden Musul üzerine örtülen siyah örtüyü kaldýrmak, geçmiþte nasýl Musul´un Osmanlý Împaratorluðu sýnýrlarý içinde olduðunu ve daha sonra hangi geliþmelerle Îngiliz iþgaline terkedilerek Irak´a verildiðini ortaya koymak gerekiyor.

Bu yazýmýz, Musul´un sözkonusu tarihsel yanlarýna ýþýk tutmayý amaþlýyor.

Lozan öncesinde Musul´un nüfusu

Osmanlý Împaratorluðu´nun Asya vilayetleri üzerine yazdýðý ve 1890- 1891´de Paris´te dört cilt olarak yayýmlanan La Turquie d´Asie adlý eserinde, Vital Cuinet, Osmnlý imparatoruðu içindeki Diyarbakýr, Halep ve Baðdat vilayetleri ile Îran sýnýrý tarafýndan çevrelenen Musul Vilayeti´nin yüzölçümünü 75.700 kilometre kare, nüfusunu ise 300.280 olarak verir. Cuniet´nin verdiði sýnýrlada Musul, 1890 yýlý öncesinde, sadece bugünkü Güney Kürdistan topraklarýný deðil, Baðdat ve Halp vilayetlerinin devamý niteliðindeki güneyin Arap çöllerinin önemli bir kýsmýný da içine alýyordu. Cuinet´nin belirttiðine göre Musul 3 sancak, 17 kaza, 28 nahiye, 2314 köyden oluþuyordu. Sancaklar, Musul Merkez Sancaðý, Üehrizor Sancaðý ve Süleymaniye Sancaðý´ydý.

Cuinet´ye göre tüm Musul Vilayeti´nin nüfus bileþimi þöyleydi:
Arap çöllerinde kuzeyden güneye doðru gidip gelen göçebe Arap aþiretleri de dahil Araplar 173.000, Kürtler 74.280, Türkmenler 16.000, Hýristiyanlar 30.000, Yahudiler 6.000 ve diðerleri ise 1.000 idi. (Turquie d´Asie, Vital Cuinet, cilt:2, 1891, Paris, sayfa 764-765 )

Birinci Dünya Savaþý öncesinde ve savþtan sonra, kuþkusuz Musul Vilyeti´nin toprak geniþliðinde deðiþiklikler olmuþ, aþaðý yukarý Güney Kürdistan´ýn bugünkü alanlarýný içine alýr bir duruma gelmiþti. Yine üç sancaktan oluþuyordu. Bu sefer Musul Merkez Sancaðý´ný, Süleymaniye Sancaðý´ný ve Kerkük Sancaðý´ný içine alýyordu.

Eskiden Diyarbakýr, Bitlis ve Van´da valilik yapmþ olan, Birinci TBMM Van mebusu Haydar Bey, Musul sorununun TBMM gizli oturumlarýnda görüþüldüðü dönemde, kürsüde yaptýðý konuþmada Musul´un o günkü durumuna iliþkin þu bilgileri veriyordu :"Musul Vilayeti´nin on yedi kazasý vardýr. On altýsý Türk ve Kürt´tür, yalnýz bir kazada Arap, Süryani ve Geldaniler vardýr. Araplar hep çöl tarafýndadýr ve Musul Vilayeti´ne baðlarý þahýslarý ile, madeleri ile ve hayvanlarý dolayýsiyle, daha doðrusu iþkembeleriyle oraya baðlýdýrlar.

Hayvanlarýn otu kalmadýðý vakit Musul´a giderler. Oradan kovulduktan onra Baðdat´a geçerler. Orada da kovarlarsa Üam tarafýna iltica ederler. Binaenaleyh asýl yerleþikler Türk ve Kürt´tür. Musul Vilayeti´nde ve Musul´da bayýndýr alan altý bin köy vardýr. Ahalisi Türk ve Kürt´tür. Altý yüzü Geldani ve Nasturi´dir." (TBMM Gizli Celse Zabýtalarý, Cilt 4, Türkiye Îþ Bankasý Yayýnlarý, 2. Baský-1985, s. 178 )

Milletler cemiyeti(Cemiyet-i Akvam)´nin Musul sorununa iliþkin 1924´te oluþturduðu araþtýrma komisyonu raporunda Yezidilerin nüfusunu katmadýðý halde, Musul Vilayeti nüfusunun 8´de 5´inin Kürt olduðu belirtiliyordu. Türkiye, Îngiltere ve Irak´ýn adý geçen komisyona, ayrý ayrý verdikleri nüfus istatistiklerinde de Kürtler, nüfusun çoðunluðunu oluþturuyordu. Bitlis Mebusu Yusuf Ziya, TBMM kürsüsünde Musul Vilayeti nüfusunun yarýdan fazlasýnýn Kürt olduðunu belirtiyordu. Lord Curzon, Lozan görüþmelerinde, Musul´da Kürtlerin çoðunluðu oluþturduðunu belirtiyor, TBMM´nde Türkiye Baþbakaný Rauf (Orbay) Bey, zaten Kürtler çoðunluðu oluþturduðu için Musul´un Türkiye´ye baðlanmasýný istediklerini haykýrýyordu.

Birinci Dünya Savaþý´nda Musul´un Îngiliz iþgali altýna girmesi

Bilindiði gibi, Birinci Dünya Savaþý öncesinde Musul, Osmanlý Împaratorluðu sýnýrlarý içindeydi. 1914 yýlýnda çýkan Birinci Dünya Savaþý´nda Osmanlý Împaratorluðu Almanya´nýn yanýnda Îtilaf devletleri(Îngiliz, Fransýz, Îtalya ve Rusya)ne karþý savaþa giriþti. 1916 yýlýnda Îtilaf devetleri arasýnda yapýlan Syckes-Pico Antlaþmasý´na göre Musul Fransýzlar´a verilecekti. Rusya da bugün Doðu Anadolu olarak bilinen vilayetlere sahip olacaktý. Ancak savaþ yýllarýnda Musul´da zengin petrol yataklarýnýn keþfi ve 1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimi´yle Rusya´nýn iþgal ettiði Anadolu topraklarýndan çekilmesi karþýsýnda, Îngiltere´nin bir an önce Bolþevizm´in Kafkaslara egemen olmasýnýn önüne geçme ve Batum petrollerini ele geçirme arzusu, Îngilizleri süratle Musul bölgesini iþgal etmeye yöneltti. 25 Kasým 1918´de Osmanlý Împratorluðu´nun teslim olduðunu belgeleyen Mondros Mütarekesi imzalandý. 1 Kasým 1918´de de Îngilizler Musul´un merkezini ele geçirdiler.

Daha sonra Türk kurtuluþ savaþý, Anadolu´nun Rumlaþtýrýlmasýna ve Ermenileþtirilmesine karþý savaþ sloganýyla baþladý. Sivas Kongresi´nde çerçevesi çizilen; daha sonra Îngilizlerin 1920´de daðýttýklarý son Osmanlý Meclisi Mebusaný´nda deklere edilen Misak-i Milli, Kurtuluþ Savaþý önderlerinin ana hedefiydi. Misak-i Milli sýnýrlarý içinde Musul Vilayeti ve bugün Suriye´nin egemenliði altýndaki Kürt topraklarý da vardý. Savaþ´ýn Kürt ve Türk, birbirinden kopmaz baðlarla baðlanmýþ olan iki anasýrý islamiyenin, Rumluða, Ermeniliðe ve iþgale karþý savaþý olarak gösteriliyordu. 23 Nisan 1920´de açýlan Birinci TBMM de her iki halkýn temsilcilerinden oluþan bir meclis olarak dünyaya sunuluyordu.

Mondros Mütarekesi´nden sonra ortaya çýkan durumda, Wilson Prensipleri´nin bütün taraf devletlerce kabul edilmiþ olmasýný gözönünde bulunduran Kürtler, baðýmsýz bir Kürt devletinin kurulmasý için çabalara giriþtiler. Ancak çabalar sonucu Kürtler, Îtilaf devletlerinin, üzerinde baðýmsýz Kürt devleti kurulmasý gereken topraklarýn çok büyük bölümünü, kurulmasý düþünülen büyük Ermenistan devletine vermek için çalýþtýklarýný görünce, Kürdistan´ýn Ermenileþtirilmesine karþý çýkarak, eþit haklar, kardeþlik ve kopmaz baðlar vadeden Türklerin yanýnda yeraldýlar. Kimi Kürt aydýnlarýnýn baðýmsýz Kürdistan çabalarý, bu dönemde de sürmekle beraber, ülkenin Ermeniler´e verilebileceði tehlikesi karþýsýnda, bu çabalar, geniþ Kürt çevreleri ve aþiret topluluklarý arasýnda yanký bulmadý. Esas olarak Kurtuluþ Savaþý, Kürt Türk her iki müslüman milletin iþgale karþý birlikte savaþý olarak sürdü. 1922´de Yunanlýlarýn Anadolu´dan kesin olarak çýkarýlmasýndan sonra, Savaþ, Türkiye´nin ; Mudanya Mütarekesi´nde onaylanan zaferiyle sonuçlandý ve Türkiye´nin geleceðini belirleyecek olan Lozan Antlaþmasý için giriþimlere baþlandý.

Nihayet Savaþ´tan zaferle çýkmýþ Türkiye ile Îtilaf devletleri ve taraftarlarý arasýndaki barýþ görüþmeleri, 20 Kasým 1922íde tarihinde Îsviçre´nin Lozan kentinde baþladý. Lozan´da Türk heyetine Îsmet Înönü, Îngiliz heyetine Lord Curzon, Fransýz heyetine Barrère Îtalyan heyetine Marki Garroni, Yunan heyetineVenizelos baþkanlýk ediyordu.

Lozan Barýþ Görüþmeleri´nde Musul

Lozan´daki barýþ görüþmeleri sýrasýnda, kimi diðer sorunlar üzerindeki tartýþmalar sürüp giderken Îngiliz Baþdelegesi Lord Curzon, Musul sorununu gündeme alýp Türk Baþdelegesi Îsmet Înönü´den görüþünü açýklamasýný isteyince, Îsmet Înönü de bir bildirgeyle görüþünü açýkladý: " Bildirgeye göre; Süleymaniye, Kerkük, Musul sancaklarýndan meydana gelmiþ olan Musul Vilayeti´nde 503 bin yerleþik nüfus vardýr. Süleymaniye ve Kerkük´te Arap çok azdýr. Büyük çoðunluðu Kürt ve Türk´tür. Musul merkezinde de 137 bin Kürt ve Türk´e karþýlýk 28 bin Arap mevcuttur. Arap sayýlanlar da aslýnda Türk´türler, fakat uzun süre Araplarla iliþki kurduklarýndan Arapça´yý da öðrenip konuþmuþlardýr. Bölgede bir miktar Yezidi varsa da onlar da Kürt´türler." ( Türkiye Cumhuriyeti - 1923, Mahmut Goloðlu, Ankara 1971, s. 71)

Îsmet Înönü, konuþmasýný þöyle sürdürüyordu: "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduðu kadar Kürtlerin de hükümetidir. ¡ünkü Kürtlerin gerçek ve meþru temsilcileri Millet Meclisi´ne girmiþtir. Türklerin temsilcileriyle ayný ölçüde ülkenin hükümetine ve yönetimine katýlmaktadýrlar. Kürt halký ve meþru temsilcileri, Musul Vilayeti´nde oturan kardeþlerinin anayurttan ayrýlmasýna razý deðillerdir." (a. g. e. , s. 71-72)

Îsmet Înönü´nün konuþmasýný cevaplamak için söz alan Lord Curzon, TBMM´nde Musul bölgesinden milletvekili bulunmadýðýný belirterek, varolan milletvekileriyle ilgili olarak da þunlarý söyledi: "Ankara´nýn Kürt milletvekillerine gelince, onlarýn nasýl seçilmiþ olduklarýný kendi kendime sormaktayým. Halk oyu ile seçilmiþ tek milletvekili var mýdýr? Bütün bu insanlarýn atanmýþ olduklarý ve bunlar arasýnda bazýlarýnýn dil bilmedikleri için meclis çalýþmalarýna katýlmadýklarý herkesçe bilinmektedir." Lord Curzon, sözü Kürtlerin Türk idaresi karþýsýndaki tutumlarýna da getirerek "Kürtlerin, Türk idaresinden hoþnut kalmadýklarýný sürekli olarak açýkladýklarýný her kes bilmektedir. Dört yýldýr Îngiliz Hükümeti´ne, hayal kýrýklýðýna uðramýþ Kürtlerden, Kürdistan´ýn özerkliði ya da baðýmsýzlýðý ile ilgilenmemizi isteyen protestolar gelmektedir" dedi. ( a. g. e., s. 72) Lord Curzon ile Îsmet Înönü arasýndaki karþýlýklý suçlama ve söz düelolarý bu çerçevede birkaç kez daha sürdü. Hatta bir keresinde Lord Curzon "Kürtlerle Araplarýn, getirenin baþýna atacak kadar seçim sandýðýný tanýmadýklarýný" iddia etti.

Lord Curzon´un Kürtler ve Kürt milletvekilleriyle ilgili sözkonusu aðýr sözleri, Türk heyeti tarafýndan TBMM´ne iletilince, Kürt milletvekilleri arasýnda büyük bir öfke ve kýzgýnlýða yolaçtý.

Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey (daha sonra 1925 Üeyh Sait Ayaklanmasý sýrasýnda Cýbranlý Halit Bey´le birlikte Bitlis´te idam edildi) Büyük Millet Meclisi kürsüsünde þöyle haykýrdý: "Lozan Barýþ Görüþmeleri´nde Îngiliz Baþdelegesi Lord Curzon, bizlere yani Kürt kardeþlerinize saldýrýyor, hakaret ediyor. Kürdistan´dan gelen mebuslarýn, Mustafa Kemal Paþa tarafýndan tayin edildiðini söylüyor. Kürt arkadaþlarýnýz için, cahil diyor, Kürtleri temsil edemezler diyor. Cahilliðin anlamý, Îngiliz politikasýna uymamak ise; biz itiraf ederiz ki cahiliz... Arkadaþlar, mebuslar tayin edilemezler, seçilirler. Millet, mebuslarýný seçer... Burada Mustafa Kemal Paþa´nýn tayin ettiði mebuslar, uþaklar yoktur (bravo sesleri, alkýþlar) Burada, büyük bir milletin vekilleri vardýr." (a. g. e., s. 74) Kürsüde uzun uzadýya konuþan Yusuf Ziya Bey, bu arada " Îngilizler, milyonlarý ile, altýnlarý ile çalýþtýklarý halde, Kürtler bu seçime katýldýlar ve bu seçime katýlmakla bir tek amaç güttüler: Türk kardeþleriyle iþbirliði yapmak.... Bütün kanýlarýný bir ilkede topladýlar. O ilke, Türklerle kader birliði yapmaktý. ¡ünkü varolmak, çünkü esirlikten kurtulmak bu ilkenin gerçekleþmesine baðlýdýr... Kürtler, Kürt aydýnlarý, Arnavutluk´un, Irak´ýn ve Suriye´nin sonunu görüp dururlarken, Îrlanda´nýn acýlý sesini iþitirken hiçbir kandýrýcýlýða kapýlmazlar... Îþte o günlerde, o kara günlerde bu toplulukta seçime katýlan ve bizi seçip buraya gönderen milletin vekilleri olarak Lord Cuzon´a baðýrýyoruz ki; bizler Kürdistan´ýn gerçek vekilleriyiz. Senden ve senin siyasetinden Musul´u istiyoruz. Ve alacaðýz" diyerek hemen hemen tüm Kürt kökenli milletvekillerin düþüncelerine tecüman oldu.( a. g. e. s. 74-75)

Söz alarak ayný doðrultuda konuþan Muþ Mebusu Îlyas Sami Efendi de " Kazým Karabekir komutasýnýn Elviye-i Selase (Kars, Ardahan, Artvin)´de yazdýðý zafer tarihlerinde bayraðýný, mýzraðýný, atýný oynatan, temiz Kürt soyu ve Kürt ulusu" olduðunu vurgulayarak " Kürtler Musul´u almayý kendilerine görev saymýþlardýr" dedi. (a.g.e. s. 75 )

Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey de meclis kürsüsünde aldýðý sözde "Lozan´daki delegelerimiz iki kardeþ olan Türkler ile Kürtlerin temsilcileridirler" demiþti. (a.g.e. s. 77 )

TBMM görüþmeleri sýrasýnda, Baþbakan Rauf Bey de Musul´la ilgili görüþlerini açýklayarak þöyle belirtmiþti "Lod Curzon, Musul bölgesinin çoðunluðunun Kürt olduðunu söylüyor. Zaten biz de onun için Musul´u istiyoruz. burasý Arap yurdudur dese idi tartýþma olabilirdi."

Lozan görüþmeleri uzadýkça uzuyor, pek çok diðer sorunun yanýsýra, Musul sorununda da erhangi bir uzlaþma saðlanamýyordu. Îngiltere Musul´u Irak´a baðlayarak kendi egemenliði altýna almak için her çabayý gösterirken, Înönü de Musul´un Misaki Milli sýnýrlarý içinde olduðunu, nüfusun çoðunluðunun Kürt ve Türklerden oluþtuðunu ve Türk ve Kürt gibi kardeþ iki müsülman unsurdan meydana gelmiþ olan Türkiye´nin sýnýrlarý içine dahil edilmesi gerektiðini savunuyodu.

Îngiliz heyeti, Musul´u elde edebilmek için, Lozan´da Musul´suz bir anlaþma imzalamak ve Musul zaten Îngiliz iþgali altýnda olduðu için sorunu ertelemek yolundaki taktiklere baþ vurarak bu yönde Türk delegasyonunu sýkýþtýrdý. Musul´la bilikte pek çok sorun üzerinde anlaþmazlýk sürünce görüþmeler kesildi. Bundan paniðe kapýlan Îsmet Înönü Ankara hükmetinin onayýný da alarak Musul sorununu askýda býrakacak bir anlaþmayý imzalamaya hazýr olduðunu 4 Üubat 1923´de Mütefik heyetlerine bir mektubla bildirdi. Ancak görüþmeler kesilmiþ ve heyetler ülkelerine doðru yola çýkmýþlardý bile. Türk heyeti de Ankara´ya döndü.

Gelinen aþamada, Türkiye´nin Musul´u geri almak için hevesli omakla birlikte bu hevesini sonuna kadar götürmeyi göze almaya hiç de niyetli olmadýðý ve biran önce Mütefik devletleriyle anlaþma saðlamayý, Musul´u geri almaya tercih ettiði anlaþýlýyordu. Ankara´da Lozan´dan gelen heyetle görüþen Mustafa Kemal ile Rauf Bey baþbakanlýðýndaki hükümet, Musul sorununu erteleyrek, bir anlaþmaya varmayý benimsedi ve bu doðrultuda Mütefik devletlerine, bir karþý proje sunmayý kararlaþtýrdý. Aslýnda bu karar, Musul´u Îngilizlere býrakma yolunu açan ilk adýmdý. Fakat o günkü koþullarda, böylesi bir çözümü TBMM´ne ve Türkiye kamuouna kabul ettirmek neredeyse imkansýzdý. ¡ünkü Kurtuluþ Savaþý yýllarca Misak-i Milli þiarýyla verilmiþ, Misak-i Milli´den hiç bir ödün verilemeyeceði her defsýnda vurgulanmýþ ve zafer bu temel üzerinde kazanýlmýþtý. Misak-i Milli hudutlarý içinde, hiçbir koþulda vazgeçilmeyecek olarak beyinlere, ruhlara iþlenmiþ olan Musul da vardý.

Hükümet, her þeye raðmen, kabul edilen projeyi benimsetmek ve bu yönde meclisten karar çýkartmak için, öneriyi TBMM´ne getirdi. Öneri mecliste büyük bir þok etkisi yarattý ve mebuslar arasýnda sert tepkilere yolaçtý. Öneri karþýsýnda en büyük öfkeyi duyanlar yine Kürt kökenli milletvekilleriydi.

Hükümet öneriyi geçirebilmek için, esasýnda Musul´dan vazgeçilmediðini sadece sorunun geçici olarak erteleneceðini, eðer Türkiye ile Îngiltere arasýnda anlaþma saðlanmazsa sorunun Milletler Cemiyeti´ne gideceðini ve orada çözüm yoluna baþvurulacaðýný vurguluyor, aksi halde eðer Musul sorunu ertelenmezse anlaþma imzalanamayacaðýný, bu durumda Îngilizlerle savaþa girme durumunun doðacaðýný, Tükiye´nin ise savaþacak gücü olmadýðýný vurgulayarak milletvkillerini tehdit ve baský altýna alma yoluna gitti.

Bu tutum Tük kökenli çoðu milletvekilini susturmaya ve öneriyi benimsemeye yetti. Görüldüðü kadarýyla söz konusu edilen topraklar, Kürt topraklarý olduðu için gereðinde birtakým baþka menfaatler karþýlýðý baþkalarýna terkedilebilceðini düþünüyorlardý. Anlaþýldýðý kadarýyla hükümetin düþüncesi de bu doðrultudaydý.

Fakat Kürt kökenli mebuslarýn, göz göre göre Kürt toprakarýnýn elden çýkarýlmasýný kabul etmeleri düþünülebilecek bir þey deðildi. Hükümetin ve Türk kökenlilerin Musul´u terketme düþünceleri, Kürt milletvekilleri arasýnda derin bir kaygý ve güvensizliðe yolaçmýþtý.

Nasýl oluyordu? Anadolu´nun Rumlaþtýrýlmasý ve Ermenileþtirilmesine karþý iki kardeþ millet olan Türk ve Kürtler birlikte savaþmýþlardý. Misak-i Milli sýnýrlarý çizilirken Türklerle Kürtlerin üzerinde yaþadýklarý topraklar esas alýnmýþtý. Her iki milletin evlatlarý bunun için kanlarýný akýtmýþlardý. Türkiye Büyük Mýllet Meclisi her iki halkýn, hükümet, her iki halkýn hükümetiydi. Her iki kardeþ halk eþit hak ve menfaatlere sahibolacaklar, yeni devleti beraber inþa edeceklerdi. Fakat nasýl oluyordu da þimdi hükümet ve TBMM üyelerinin çoðunluðu, Musul´suz bir antlaþma imzalamak için çýrpýnýyorlardý? üstelik Suriye hududunda, 1921´de yapýlan antlaþmada Fransýzlara býrakýlan Kürt topraklarýnýn geri alýnmasý için Lozan´da herhangi bir talepte bulunulmadýðý gibi, þimdi de Musul terkediliyordu. Evet ne oluyordu? Yoksa yollar ayrýlmaya mý baþlýyordu?

Sorun, mecliste görüþülürken, Kürt kökenli milletvekilleri, iþte böylesi kaygý ve düþüncelerle kürsüye çýkýyorlardý. Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey, Musul´suz bir barýþ antlaþmasýna þiddetle karþý çýkýyor "olmazsa savaþ çýkabileceði" tehdidine karþý, ülke iþgal edilirken, çok daha aðýr koþullarda halkýn savaþý göze aldýðýný, memleketin bugün dünden daha elveriþli koþullarda olduðunu vurguluyor ve þöyle diyordu: "Bir taraftan Îzmir iþgal edilmiþ, bir taraftan Bursaya kadar düþman geliyor, diðer taraftan Eskiþahir´e kadar düþman ilerliyor, biz buradan göçediyoruz. O gün direniþ gösterirken ve beþ yýllýk bir savaþtan(Birinci Dünya Savaþý b. n.) çýkmýþ olan millet, yavrusu ile, evladiyle yanýyorken üç dört yüz bin kiþilik bir ordu hazýrlayarak, amaca ulaþmaya yönelten bu millet, bu Meclis, ne oldu ki efendiler memleketlerini istirdat, arazisine bir misli zam, evladýný bir misli tezyid ettiði halde, karþýsýnda bir düþman olmadýðý halde bugün yanlýþ bir harekette devam ediyor." ( TBMM Gizli Celse Zabýtlarý, cilt 4, Îþ Bankasý Yayýnlarý 2. Baský, Ankara 1985 s. 92) Esasýnda hiç de savaþ yanlýsý olmadýklarýný, barýþa istekli olduklarýný, ama her þeye raðmen barýþ yapmak için yalvarmadýklarýný belirten Hüseyin Avni Bey, Musul sorununu erteleyelim demenin milletle alay etmek olduðunu þu sözleriyle vurguladý: "Eðer aczimiz varsa resmen veririz. Kendi kendimizi aldatmayýz efendiler. Musul´u bir sene bekletme durumunda bulunacak. Bu ne demektir efendiler? Bu milletle alaydýr. Îngilizlerden Mýsýr´ý aldýnýz, Kýbrýs´ý aldýnýz mý efendiler? Musul´u bugün sana vermeyen yarýn niçin versin?" ( a. g. e. s. 93)

Diyarbakýr Milletvekili Kadri Bey, Lozan´da dayatýlan tavizleri vermektense savaþmanýn daha iyi olacaðýný belirtiyordu. (a. g. e. s. 152)
Görüþmeler sýrasýnda kürsüye çýkan Erzurum Milletvekili Mustafa Durak Bey, "Musul gayet mühim bir meseledir. Bendeniz bugün harbin ¡anakkale´sini ne kadar mühim görüyorsam, Türkiye için Erzurum´u, Kars´ý nasýl mühim görüyorsam Musul´u da o kadar mühim görüyorum" diyor ve " Musul meselesini geleceðe devretmek, aradan zaman geçirmek zannediyorsam doðru deðildir" þeklinde görüþ belirtiyordu.

Lozan´da verilecek tavizlere en çok karþý çýkan ve özellikle Musul´un terkedilmesi karýþýnda en çok kaygý duyan Bitlis Milletvekili Yusuf Bey´di. Türk heyetinin Lozan´da Suriye sýnrýnda yeni düzenleme talebinde bulunmamasýný da eleþtiren Yusuf Ziya, Musul´un terkedilmesine kaþý duyduðu kaygýyý þu cümlelerle ifade ediyordu."Bu hususta söz söylemek benim için vazife olduðundan söyleyeceðim. Musul´un vaziyeti coðrafyasý, ýrki iliþkileri, oluþum biçimi, siyasal ve sosyal yapýsý, barýþ sonrasýnda bir dakika bile Îngiliz siyaseti altýnda, Îngilizlerin muamelesi altýnda, Îngilizlerin mandasý altýnda kalmaya tahamül göstermez.."

"Arkadaþlar temenni ederdim ki Musul Tükiye´nin bir parçasý denilsin. ¡ünkü Türklerle Kürtlerle meskun, Türkiye´nin bir parçasdýr. Yarýsýnan fazlasý Kürt´tür. Musul´un, Kürd´ün tarihinde bir kiymeti, bir önemi vardýr. Îhtimal bir mahalde olsa idi bu kadar telaþ etmezdim. Îhtimal ki baþka bir yer olsaydý bu kadar telaþ etmezdim. Musul´un Kürd´ün tarihinde bir sandelyesi vardýr. Arkadaþlar bir insaný ikiye bölmek veyahut herhangi bir parçasýný ayýrmak (nasýl) mümkün deðil se Musul´u Türkiye´den ayýrmak öylece mümkün deðildir" (a.g.e. s. 163 )

Dönem, henüz Türk Kürt kardeþliðinden, her iki halkýn eþitliðinden, devletin, hükmetin ve meclisin iki müsülman unsurdan oluþtuðundan dem vurulduðu bir dönemdi. Bu nedenle meclisteki Kürt kökenli milletvekillerini, Kürtlerin yakýn bir gelecekte yok sayýlacaðý, her türlü ulusal demokratik haklarýnýn inkar edileceði kanýsýndan çok, Kürdistan´ýn parçalanmasý güney topraklarýnýn Fransýz, Musul vilayeti topraklarýnýn da Îngiliz egemenliði altýna terkedilebileceði, Kürt topraklarýndan koparýlarak Arap topraklarýna katýlacaðý gerçeði endiþelendiriyordu. Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey, Musul´un terkedilmesine olduðu kadar Mardin, Urfa ve Gaziantep topraklarýnýn Fransýzlara terkdilmesine de karþý çýkýyordu. Üöyle diyordu Yusuf Ziya Bey :"Arkadaþlar, insan karnýný doyurmak ihtiyacýndadýr. Bu, beþerin muhtaç olduðu þeydir. Mardin, Nusaybin, Kilis, Urfa, Ayýntap ahalisi de yaþamak ihtiyacýndadýr.... Arkadaþlar ziraat yapamýyor buralarda yaþayanlar. ¡ünkü hudut ile arasýnda nihayet yarým at mesafe vardýr. Kendisi kasabada oturuyor, arazisi falan öbür taraftadýr. Bugün gidiyor, birer surette bir þey kaçýrýyor getiriyor. Zirat yapýyor. Fakat yarýn Fransýzlarýn ne gibi bir kanunla o hududu kendilerine katmayacaklarýný kim biliyor ?... Arkadaþlar bu halk ticaret yapamýyor. ¡ünkü hududun ötesinde yeni yeni þehir, yeni yeni kasabalar, pazarlar vücuda getirmiþlerdir. Rüsum ile bu tarafa geçiyor, bir þey beþ kuruþa çýkar. Fakat diðer tarafta yüz paraya veriyorlar, buraya gelip beþ kuruþa almýyor, gidiyor öte tarafa yüz paraya alýyor. Bu yüzden pazarlara kimse gelmiyor ve kapalý kalýyor. ¡arþý kapalýdýr arkadaþlar. Sanat ölüyor çünkü muhtaç olduðu alet ve levazým ötede daha ucuzdur.... Binaenaleyh tekrar ediyorum, Fransýzlarla yapýlan anlaþma günlerin zaruretidir. Bu gayri tabiidir. Bütün insanlar teneffüs borularýný kapatmýþ hudut yanýnda bulunan insanar dýký sade tutulmuþ boðuluyorlar. Teneffüs borularýný açýnýz, tenefüs etsinler arkadaþlar." ( a.g.e. s. 164 )

Urfa Mebusu Bozan, Ali Saip ; Mardin Mebuslarý Derviþ Mithat, Îbrahim, Necip ve Esat; Muþ Mebuslarý Abdulgani, Osman Kadri; Siirt mebuslarý Mehmet Kadri, Haci Nuri: Ayýntap Mebusu Ali Cenani; Bayazit mebusu Ali, Siverek mebuslarý Sýrrý ve Bekir Sýtký, Abdulgani; Dersim Mebuslarý Mustafa, Mustafa, Abdullah Tevfik ; Erzincan mebusu Hüseyin; Kars mebusu Fahredin; Van mebusu Hakký Genç mebuslarý Haydar, Celal; Sivas mebusu Vasýf; Ergani mebusu Memet Emin; Bitlis mebuslarý M.Arif, Sadullah, Derviþ, Resul; Diyarbekir mebusu Hacý þükrü Malatya mebusu Feyzi ve diðer kimi illerden bazý mebuslar verdikleri önergede, Suriye sýnýrýnýn 1921 Fransýz anlaþmasýyla düzenlenen biçimiyle kalmasýna razý olmuyorlardý. Ama Lozan´a götürülecek projeye de konulmamasýný ve daha sonra Fransýzlarla yapýlacak ikili görüþmede çözümlenmesini öneriyorlardý. Mardin mebusu Îbrahim, tek baþýna verdiði bir önergede ise Suriye hududunu düzeltme isteminin kesinlikle Lozan´a götürülecek projede yeralmasýný istiyordu.

Proje konusunda, verilen deðiþik önerilerde, Musul´suz sulh yapýlmasýna karþý çýkan Kürt milletvekilleri ya da Kürtlerin yaþadýklarý þehirleri temsil eden milletvekileri de þunlardý:
Ergani: Mehmet Emin, Mahmut, Hakký
Mardin: Derviþ
Erzurum: Mehmed Nusret, Îsmail, Süleymen Necati, A. Vasfi
Siverek: Abdulgani, Sýrrý
Bitlis: Yusuf Ziya, Resul, Derviþ
Mardin: Îbrahim, Sait, M. Mithat, Necip
Sivas: Emir, Vasýf, Taki, Ziyaettin, Rasim
Genç: Fikri Faik, Ali Vasýf, Hamdi, Üeyh Fikri, Dr. Haydar
Dersim: Hasan Hayri, Mustafa, Diyab, Abdullah Tevfik
Erzincan :Mehmed Emin , Hüseyin
Muþ: Kasým, Mahmud Said, Abdulgani, A.Rýza, Osman Kadri, A. Hamdi, Îlyas Sami
Kars: A.Rýza, Cavit, Muhittin
Ardahan: Server, Hilmi
Bayazid: Üevket
Diyarbekýr: Hacý þükrü, Kadri
Maraþ: Arslan, Rüþtü, Tahsin
Elaziz: Feyzi, Muhittin, Naci, Hüseyin
Siirt: Necmeddin
Hakkari: Mehmed Tufan, Mazhar Müfit
Urfa: Ali Saip
Van: Hasan Sýddýk, Hakký
Gaziayýntab: Kýlýç Ali, Ali Cenani (a.g.e. s. 181-182-183-184-185-196 )

Kuþkusuz, tüm bu milletvekilleri isteklerinde sonuna kadar direnç gösterebilecek kiþilikte deðillerdi. Bunlarla beraber daha pek çok milletvekili, Musul´dan vazgeçilemeyeceðini belirtmelerine raðmen, sonuçta, Musul´suz antlaþma yapma ve Musul´lu bir yýl erteleyerek sorunu gerekirse Milletler Cemiyeti´ne götürme düþüncesinde olan hükümet heyetine 190 oyla yeniden vazife verildi. Karþý çýkan oy sayýsý ise 130 idi.

Aslýnda görüþmeler ilerledikçe, sonucun bu yönde olacaðý açýða çýkmýþtý. Durumu anlayan Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, kürsüde yaptýðý konuþmayý þu sözlerle bitirdi: "Binaenaleyh son söz arkadaþlar: sözümün (hiç) birinin yapýlmayacaðýna kanaat gtirdim. Allah hazýr, tarih hazýr, elinizi vicdanýnýzýn üzerine koyun, nasýl bilirseniz öyle yapýn" a.g.e. s. 165 )

Mustfa Kemal, Ankara hükümeti ve TBMM bildikleri gibi yaptýlar. Musul´suz bir anlaþma yapmak üzere kollarý sývadýlar. Bu arada, herþeye raðmen TBMM´nde önemli oranda muhaliflerin varolmasýndan ve bunlarýn ikide bir "baþaðrýtmasýndan" hiç de hoþlanmayan Mustafa Kemal, imzalanacak Lozan Antlaþmasý´nýn bu mecliste tehlikeye girebileceði endiþesinden de hareket ederek TBMM seçimlerini yenilemeyi, muhalefeti, özelile Kürtlüðe þöyle ya da böyle sahip çýkan milletvekillerini tasviye etmeyi kararlaþtýrdý. TBMM, 1 Nisan 1923´de seçimlerin yenilenmesini kararlaþtýrdý ve seçimler yaptýrýldý. Hükümetin, devlet bürokrasisinin ve ordunun da gücü kullanýlarak hemen hemen tüm muhalifler tasfiye edildi ve Mustafa kemal ile Kemalizmin tek parti yönetimini kuracak olanlar aþýsýndan temizlenmiþ, tek ses çýkaran 2. dönem meclis seçimleri yapýlýrken 24 Nisan 1923´te yeniden Lozan görüþmelerine baþlandý.

Lozan Antlaþmasý 24 temmuz 1923´te Musul sorununu erteleyen bir biçimde imzalandý. Lozan Antlamasý´nýn 3. maddesine göre eðer 9 ay içinde Türkiye ile Îngiltere, Musul konusunda kendi aralarýnda bir anlaþmaya varmazlarsa sorun Milletler Cemiyeti´nde çözülecekti. Suriye sýnýrý da 1921 anlaþmasýna göre kaldý. Lozan görüþmeleri tamamlanýrken 2. dönem meclis üyeleri de belirlenmiþti. 2.dönem TBMM, 11 Aðustos 1923´te toplandý. Artýk Antlaþma tek sesli mecliste rahatlýkla onaylanabilirdi

Lozan Antlaþmsý´nýn ilgili maddesi uyarýnca Türk-Îngiliz görüþmeleri, 19 Mayýs 1924´te, Îstanbul´da baþladý. Türk heyetine Büyük Millet Neclisi Baþkaný ve Îstanbul Mebusu Fethi (Okyar) Bey, Îngiliz heyetine de o sýrada Irak Yüksek Komiseri bulunan Sir Percy Cox baþkanlýk ediyordu.

Îlk toplantýda, Fethi Bey Türk görüþünü açýklayarak Musul halkýnýn üçte ikisinin Türk ve Kürtlerden oluþtuðunu, etnik nedenlerle bu bölgenin Türk sýnýrlarý içinde kalmasý gerektiðini, daha önceki hiçbir antlaþmanýn Musul´u Irak´a býrakmadýðýný belirtti. Îngiliz temsilcileri ise Türk görüþlerini tartýþmadýkalarý gibi, Musul Vilayeti´nin Irak sýnýrlarý içinde kalmasýný saðlamak için (Nasturi Hýristiyan azýnlýðýn yerlerinden göç edilmelerine son verilip geri dönmelerini bahane ederek b.n.) Hakkari Vilayeti üzerinde de hak öne sürdü. Taraflarýn görüþlerinde diretmeleri üzerine, Îstanbul Konferansý 5 haziran 1924´te daðýldý (Yurt Ansiklopedisi- Türkiye genel 8309 ) ve sorun Milletler Cemiyeti´ne gönderildi.

Musul sorunu, 20 Eylül 1924´te Cenevre´deki Milletler Cemiyeti Meclisi´nde görüþülmeye baþlandý. Türkiye Musul´da bir halk oylamasý yapýlmasýndan yana olduðunu bellirti. "Îngiltere ise, bölge halkýnýn cahil olduðunu öne sürerek halk oylamasýna karþý çýktý. Görüþmeler sýrasýnda Meclis, taraflarýn varýlan durumu bozmamalarýný öngören bir karar aldý ve Musul halkýnýn isteklerini saptamak, ilgili üç devletin (Türkiye, Îngiltere, Irak- çünkü Irak krallýðý 1921´de kurulmuþtu b.n.) resmi makamlariyle görüþmek ve bunlara dayanarak bir rapor hazýrlamak amacýyla bir komisyon oluþturdu" (a-g.e. s. 8309 )

30 Eylül 1924´te oluþturulan üç kiþilik komisyonda, Belçikalý Kolonel A. Pawilis, Macaristanlý Kont Taleki ve Îsveçli Aff Wersson vardý. A. Wersson komisyon baþkanýydý. (Question of the Frantier Between Turkey and Iraq. Legue of Nations, Geneva 1925 p. 46 )
Karara göre, Milletler Cemiyeti komisyonu, Musul Vilayeti´nin ulusal, toplumsal ve ekonomik yaþamýný deðiþik yönleriyle araþtýracak, ayrýca vilayetin deðiþik yörelerine gidip dolaþacak, halkla yakýndan iliþki kuracak, çeþitli topluluklarýn liderleriyle görüþecek ve bütün bu çalýþmalarýn sonucunu bir raporla Milletler Cemiyeti´ne sunacaktý.

Komisyon, önce Londra, Îstanbul, Ankara ve Baðdat´a giderek üç devletin yetkilileriyle görüþtü. 27 ocak 1925 günü de Musul´a vardý. Bir kaç gün sonra da komisyon üyeleri ve beraberindekiler dað yolunu takibederek, þimdiki Irak Kürdistaný´nýn pekçok þehir, kasaba ve köylerine bu arada HewlÍr (Erbil), Kerkük ve Süleymaniye´ye de uðradýlar, pek çok kimseyle görüþmelerde bulundular. Komisyon nisan 1925´te Cenevre´ye vardý ve 16 Eylül 1925 günü raporunu Milletler Cemiyeti Meclisi´ne sundu. (Kurd š Komela Gelan "Kürtler ve Milletler Cemiyeti, Kemal Mazhar Ahmed-Karwan hejmar 17 r. 2-29)

Son derece kapsamlý olan ve Kürtlerin o yýllardaki ekonomik , sosyal ve siyasal yaþamlarý, aþiret iliþkileri aþýsýndan da deðerli bir kaynak olarak kabul gören rapora göre "Kürtler ne Arap, ne Türk ne de Fars´dýrlar. Ama diðerlerine nazaran Farslara daha yakýndýrlar "

Musul Vilayeti´nin etnik durumunu da ele alan rapor bu konuda þunlarý yazýyordu: "Musul bölgesi ýrki açýdan araþtýrýlacak olursa, komisyonun görüþüne göre baðýmsýz bir Kürt devletinin kurulmasý gerekir. ¡ünkü Kürtler, nüfusun 8´de 5´ini oluþturuyor. Soruna bu açýdan bakýlýrsa hemen her bakýmdan Kürtlerle benzerlik gösteren Yezidilerin de Kürt sayýlmasý gerekir. Türkler de Kürtler arasýnda kendilerini çok rahat hissediyorlar. Bu durumda Kürtler nüfusun 8´de 7´sini oluþturuyorlar" ( Question of the Frontier Between Turkey and Iraq. Leggue of Nations, Geneva 1925 p. 57 )

Türkiye, Irak ve Îngiltere Musul nüfusunun ulusal ve dinsel bileþimine iliþkin ayrý ayrý istatistikler vermiþlerdi. Her biri istastiklerin bileþim oranýný kendi istemleri doðrultusunda þiþirmelerine raðmen, her üç devletin verdiði istatistiklerde Kürtlerin nüfusu, diðer milletlerden gözle görülür oranda fazlaydý.

Üç devletin komisyona sunduklarý nufüs istatistikleri:

  Türkiye
1923

  Îngiltere
1921

 Irak
1922
  Kürt

 263.830

 424.720

 494.007

 Arap

  43.210

 185.763

 166.941

 Türk

 146.960

 65.893

 38.652

 Yahudi

 31.000

 62.255

 61.336

 Yezidi

 18.000

 30.000

 26.257

 Göçebe

170.000

 -

 -

 Hýristiyan

 16.000

 13.977

 -

 Toplam

 673.000

 785.468

 801.170



(a.g.e. s.46)

Musul Vilayeti nüfusunun çoðunu Kürtlerin oluþturduðu gerçeði ortadaydý. Halkýn istemi de çoðunlukla ne Irak´a ne de Türkiye´ye baðlanmak yönündeydi. Baðýmsýz bir Kürt devletinin kurulmasýndan yanaydý. Daha 1919 yýlýndan beri Üeyh Mahmud Berzenci´nin önderliðinde Îngiliz iþgaline karþý defalarca ayaklanmýþtý. Hatta Süleymaniye ve Erbil yöreleri Irak Kýralý´nýn yaptýrdýðý seçimleri boykot etmiþlerdi.

Buna raðmen Komisyon Musul´un geleceðine iliþkin Milletler Cemiyeti Meclisi´ne yaptýðý öneride ne etnik özellikleri ne de halkýn istemlerini gözönüne aldý. Komisyon´un önerisi þuydu:

"Ekonomik ve coðrafi durumu ile halkýn arzularý, Bürüksel hattýnýn* güneyinde kalan tüm topraklarýn iki koþulla Irak´a ait olmasý gerektiðini ortaya koyuyor.

1- Bu topraklarýn 25 yýl süreyle Îngiliz mandasý altýnda kalmasý
2- Îngiltere´nin, Kürtlere iyi davranma, mahkeme ve okullarda yöneticileri Kürtlerden atama ve burada Kürtçe´yi resmi dil olarak kabul etme yönünde garanti vermesi". (Yahya Haþab, Üerefhan Bitlisi´nin Îran Kürdistan´lý büyük þair Hejar Mukriyani tarafýndan Kürtçe´ye çevrilen Üerefnamesi´nin 2. baskýsýna yazdýðý önsöz, Tahran, 1981, s. 148)

Türkiye bu duruma, Meclis´in baðlayýcý karar alma yetkisinin bulunmadýðýný öne sürerek karþý çýktý. Milletler Cemiyeti Meclisi bunun üzerine Milletlerarasý Daimi Adalet Divaný (Lahey Adalet Divaný b.n.)nýn görüþüne baþvurdu. Divan, Meclis´in genel olarak baðlayýcý karar alamýyacaðý, ancak Lozan Antlaþmasý´nýn Musul´la ilgili maddesinin, Meclis´e bu yetkiyi verdiði yönünde görüþ belirtti.

Türk tarafýnýn tepkilerine ve Cenevre´deki temsilcilerini geri çekmesine karþýn, Milletler Cemiyeti Meclisi 16 Aralýk 1925´te Înceleme Komisyonu´nun önerilerini onaylayan bir karar aldý." (Yurt Ansiklopedisi-Türkiye Genel s. 8309)

Daha önce sözkonusu ettiðimiz TBMM gizli oturumlarýnda, Musul´suz bir barýþ antlaþmasýnýn yapýlmamasý için çýrpýnýp duran, haykýran milletvekilerini bertaraf etmek, ayaða kalakan meclisi yatýþtýrmak için Ankara hükümeti, Mususl´un da Misak-i Milli sýnýrlarý içinde olduðunu, sözkonusu topraklardan hiç bir zaman vazgeçmiyeceklerini, Milletler Cemiyeti´nde tersi bir karar çýkarsa savaþarak bunun önüne geçileceðini idia etmiþlerdi. Ama özellikle Kürt kökenli milletvekilleri, sarfedilen bu sözlerin sýrf meclisi yatýþtýrmak ve oyalamak olduðunu, Türk hükümetinin aslýnda Musul´u Îngilizlere býrakmaya hazýr olduðunu anlamýþlardý. Nitekim hükümetin bu tututmu daha o günlerde atýlan pratik adýmlarda kendini ortaya koyuyordu. Musul´u gözden çýkaran hükümet artýk rahatlýkla Kürtlere yönelebilirdi. Birinci TBMM´nde bulunan Kürt milletvekileri tasfiye edildiler. Kurulan devletin, Türk devleti olduðu, Türklerden baþka hiç kimsenin hak iddia edemiyeceði yönündeki politikalar yürürlüðe kondu. Kürdistan´ýn parçalanarak güney topraklarýnýn Îngiliz ve Fransýz iþgalcilerine peþkeþ çekilmesi, Kürtlerin devlet kurumlarýndan tasfiyesi varlýklarýnýn ve haklarýnýn inkar edilmesi, Kürtlerde, Kürt aydýnlarý arasýnda büyük bir kaygý ve öfkeye yolaçtý. Artýk Türklerle müþterek hiç bir yanlarýnýn kalmadýðý kanaatine varan Kürt aydýnlarý daha aktif bir þekilde Kürt halkýný ayaklandýrma yönünde çabalara giriþtiler. Bu çabalarýn sonucu 1925 yýlýndaki (Üeyh Sait Ayaklanmasý olarak bilinen) Kürt ayaklamasýnda ifadesini buldu. Türk hükümeti ve ordusu Fransýzlarýn da yardýmýyla ayaklanmayý þiddetle bastýrdý. Oluk gibi kan aktý. Bu olay Kürtlerle Türkler arasýndaki ipleri büsbütün kopardý. Ayný tarihlerde Kürtler ile Îngiliz iþgalcileri arasýnda da benzeri mücadele, savaþ ve kanlý olaylar yaþanýyordu.

Bu nedenle, Türkiye bir Kürt sorunu olan Musul sorunu konusunda deðil Îngilizlerle savaþmak, onlarla iþbirliði yapmak gibi bir gerçeðe inanýr olmuþtu. Her iki taraf da Kürt sorununu kendileri açýsýndan bir baþaðrýsý olmaktan çýkarmak için, Kürt topraklarýnýn ayrý devletler arasýnda bölünmüþ olmasýnýn daha doðru olacaðýna inanmýþ olarak bu yönde iþbirliðine yönelmiþlerdi bile.

Bu nedenle, Türkiye Musul´un Îngiliz mandasý altýndaki Irak Arap Kýrallýðý´na baðlamasýna hiç de savaþla karþýlýk vermediði gibi, razý olmayý tecih etti.

"Bu nedenlerle, Cemiyet´in kararýný temel kabul ederek Îngiltere ve Irak´la görüþmelere giriþti. Bu görüþmeler sonunda Türkiye´nin ödün vermesi üzerine, 5 Haziran 1926´da yapýlan antlaþma ile Musul sorunu çözülmüþ, Türkiye´nin Batýlý devletlerle olaðan iliþkilere girmesi için önemli bir adým atýlmýþ oldu.

1926 Antlaþmasýna göre Türkiye ile Irak arasýndaki sýnýr Bürüksel´de belirlemiþ olan sýnýr olacak ama, Türkiye lehine küçük deðiþiklikler yapýlacaktý. Musul üzerindeki haklarýndan vazgeçen Türkiye´ye 25 yýl süreyle Musul petrollerinden %25 (Bazý kaynaklara göre %10 b.n.) pay verilecekti. Türkiye daha sonra 500.000 Îngiliz Sterlini karþýlýðýnda bu paydan vazgeçti." (Yurt Ansiklopedisi-Türkiye Genel, s. 8309)
Îþte bugün iþgal edilmesi üzerine çeþitli planlar hazýrlanan, manevralar çizilen, þöven propagandalar yapýlan Kürt þehirleri Kerkük ve Musul´un Irak Arap egemenliðine terkediliþinin gerçek hikayesi budur. Geçmiþte Kürtler baðýmsýz bir devlet kuramasýnlar diye Musul (bugün Irak´ýn egemenliði altýnda bulunan Güney Kürdistan topraklarý) 500.000 sterline satýldý, bugün de yine Kürtler baðýmsýzlýklarýna, hatta hiç bir ulusal demokratik haklarýna kavuþmasýnlar diye iþgal edilmek isteniyor. Yoksa Kerkük ve Musul´un Türklüðü ya da Türkiye´nin oradaki tarihsel haklarý v.s. tümü Türk kamuoyunun gözünü þovenizmle karartmak ve gözü baðlý ateþe sürmek için uydurulmuþ hayal ürünü laflardýr.


VEGERE:
Türkçe makaleler