Kürt sorununda "yeni aþama";
serap ve gerçekler


Mûrad Ciwan

Kürt sorunu, belki de tarihi boyunca ikinci kez uluslararasý alanda bu denli boyutlanýyor. Birincisi Körfez Savaþý`nýn ardýndan Irak Kürdistaný`nda baþgösteren ayaklanma dalgasýnýn geri çekilerek daðlara doðru yükselen bir trajediye dönüþmesiyle olmuþtu. Saddam ordularýnýn terörü dünyanýn gözlerini Kürtlere çevirmiþti.
Bu sefer de Türk ordusunun fitili ateþlemesiyle benzer bir geliþme oldu.Türk ordusu tank ve toplarýyla Suriye sýnýrýna dayanýnca Hafýz Essad yönetimi paniðe kapýldý ve alelacele PKK baþkaný Abdullah Öcalan`a benden bu kadar, derhal kendine baþka bir yer bul dedi. Öcalan Yunanistan`a bel baðlamýþtý, ama Yunanistan onu büyük bir hayal kýrýklýðýna uðratýnca alelacele Rusya`ya gitti. Rusya`daki misafirlik çok kýsa sürdü. Bu ülkenin yönetimi, Türkiye`yle ABD`nin baskýlarý sonucu Öcalan`ý ülkesini terkederek Italya`ya iltica etmeye mecbur etti. Öcalan`ýn Italya`daki konukluðu da yaklaþýk iki ay sürdü. Bu yazý hazýrlanýrken Öcalan`ýn kendi iradesiyle Italya`yý terkederek kendi istediði bir ülkeye gittiði açýklandý. Ülkenin adý henüz meçhul.
Bütün bu süreç boyunca Kürt sorunu Abdullah Öcalan`ýn adý etrafýnda uluslararsý kamuoyunun, en azýndan Avrupa kamuoyunun gündemine yoðun bir biçimde oturdu. Belki de ilk defa bu boyutlarda Avrupa ülke hükümetlerinin, ilgili bakanlýk ve parlamentolarýnýn, ayrýca Avrupa Birliði`nin çeþitli organlarýnýn resmi gündemini iþgal etti. Hükümetler ve çeþitli kuruluþlar sorun konusunda görüþ belirtme gereði duydular. Italyan ve Alman Dýþiþleri bakanlarý uluslararasý bir Kürt konferansýnýn gereðini dile getirdiler.
Yaþanan geliþmeler nasýl Türk egemen çevrelerinde büyük bir paniðe yol açtýysa Kürtler arasýnda ondan daha büyük bir ölçüde coþku ve heyecana sebeb oldu. Karþýlýklý týrmanan panik ve coþku, harareti öyle yükseltti ki sürecin gerçek nitelikleri gözden kayboldu. Gerçek verilere dayanan saðlýklý deðerlendirmelerin yerini taþkýn duygularýn illüzyonlarý aldý. Sýcak bir yaz günü, ýssýz bucaksýz, kýzgýn bir sahrada yol alan sussuz bir yolcunun serap görmesine benzer bir durum yaþandý. Özellikle Kürtler arasýnda böylesi deðerlendirmeler artýþ gösterdi. Birdenbire sanki dünya ya da hiç olmazsa Avrupa, Kürt sorununu çözmek için bir mekanizmayý harekete geçirmiþ gibi bir yanýlgý boy verdi. Bunun etkisiyle olacak ki özellikle PKK çevreleri, Abdullah Öcalan`ýn Suriye`den zorunlu çýkýþ yapýp Italya`ya iltica ettiðini unuttular, yolculuðu, bir çözüm sürecini baþlatmak üzere daha önceden planlanmýþ programlý bir eylem gibi gösterdiler. Türk kamuoyuna yön vermeye çalýþanlar da ayný yönde, ama eylemi Avrupalýlarýn baþlattýðý biçiminde deðerlendirmeler yaptýlar.
Hararetin düþmesiyle her iki tarafýn da yanýldýðý yavaþ yavaþ anlaþýlýyor.Yatýþma ve güncelliðini yitirme yönünde iniþe geçen olaylarýn ardýndan dönüp bakýnca benim gözümde yaþananlar, yeni bir süreçten çok kýsa erimli bir meydan muharebesine, hatta yeni sürece hazýrlanmak üzere yapýlmýþ bir provaya daha çok denk düþüyor.
Bir meydan muharebesi ya da prova bana daha uygun geldiði için de onda Kürt sorununun geleceðine ýþýk tutacak pek çok özellikler görüyorum. Bu özellikler, hayalle gerçekleri ayýrdetmemize de olanak tanýyorlar.
Bence birinci özellik, sürecin fitilininin Kürt hareketi tarfýndan deðil de Türk yönetimince ateþlendiðidir. Kürt hareketi ve bu arada PKK yönetimi daha önce böylesi bir eylemi öngörmemiþtir. Ondan daha beklenmedik olaný da Suriye`nin çok çabuk çektiði teslim bayraðýdýr. Ancak PKK`nin baþkaný Abdullah Öcalan Ýtalya`ya gitmekle Türkiye`nin bu beklenmedik saldýrýsýný boþa çýkarmýþtýr. Böylesi bir geliþmeyi öngöremediði için bu sefer þaþýran ve þok geçiren Türkiye olmuþtur. PKK`yi terörist olarak damgalayabildiðini düþündüðü askeri eylem alanýnda da çaresizleþtirmek için hamle yapayým derken PKK`nin siyasallaþarak uluslararasý arenada meþrulaþma olasýlýðý gibi bir kabusla karþýlaþmýþtýr. Bu durum, Türkiye`nin hem Kürt sorununda hem de kendi geleceðini biçimlendirmede uzun vadeli bir perspektiften yoksun olduðunu, günü birlik politikalarla ''terörü bitirme'' ezme ve bitirmenin ötesinde bir þey düþünmediðini gösteriyor .
Geçtiðimiz yýllarda Demirel bazan, ''eðer hak arýyorlarsa daðdan insinler, terörden vazgeçsinler, gelip demokratik yollardan hak arasýnlar'' derdi. Son geliþmeler karþýsýnda Türkiye`nin içine düþtüðü panik, söylenenlerin demagojiden öteye gitmediðini, Demirel gibilerinin en korkulu rüyasýnýn PKK hareketinin siyasallaþmasý olduðunu ortaya koydu..
Öte yandan Abdullah Öcalan`ýn Ýtalya`ya geliþiyle Kürt sorununun birden bire güncelleþmesinin nedeni ne Avrupalýlarýn soruna bir çözüm bulmak için harekete geçmesiyle, ne de Kürt hareketinin öngörülü planlý bir ataðýyla ilgilidir. Bir iki noktaya dikkat çekmek gerekiyor.
Birinci nokta þu; belki de çok ilginç gelecek ama güncelleþmenin bir nedeni Türk hükümetinin panik içinde Avrupa ülkelerinin nezdinde yaptýðý baþvurular ve hükümetleri, ulusal ve uluslararsý kuruluþlarý tek alternatifli talebi karþýsýnda tavýr almaya, görüþ bildirmeye zorlamasýdýr. Baþta Italyan hükümetinden olmak üzere bütün resmi platformlardan Türkiye'nin tek talebi, yargýlanmak üzere Abdullah Öcalan`ýn kendisine teslim edilmesi olmuþtur. Bu durum, bütün hükümet ve kuruluþlarý resmi bir tavýr almaya zorlamýþ, sözkonusu resmi makamlar da ülkelerinin iç hukuklarý ve uluslarasý anlaþmalar gereði aldýklarý kararlarda Türkiye`nin talebini redetmiþler. Öcalan`ý Türkiye`ye veremeyeceði kararýný alan Italyan hükümetine verilen uluslarasý destek, Türkiye`nin aleyhine ve Kürt sorununun lehine gibi bir konuma oturmuþtur. Ayný makamlarýn insan haklarý çerçevesinde Kürt sorununa iliþkin yaptýklarý genel geçer temennileri de eklenince hem Türkler hem de Kürtler arasýnda sanki Avrupalýlar Kürt sorununun çözümünde artýk harekete geçiyorlarmýþ gibi abartýlý bir deðerlendirmeye yolaçmýþtýr. ''Serap görme olayý'' dediðimiz þey burada ortaya çýkmýþtýr.
Dikkat çekilmesi gereken ikinci husus, Avrupa`da varolan demokratik yaþam ve açýklýðýn olanaklý kýldýðý kamuoyu baskýsýdýr. Suriye ve Rusya`da bu kamuoyu baskýsýnýn olmamasý, Yunanistan`da da harekete geçirilememesi nedeniyle, hükümetlerin tavrý belirleyici olmuþ, Rus Dumasý`nýn ya da yüzlerce Yunan parlamenterinin bile hiçe sayýlmasý pahasýna Öcalan`ýn bu ülkelere baþvurusu reddedilmiþtir. Hiç kuþku olmasýn, eðer Öcalan Italyan hükümetine bir emrivaki yapmasaydý ve baþka bir ülkeden Italya`ya iltica talebinde bulunsaydý, talebi hükümetçe derhal reddilecek ve Ýtalya`ya giriþinin önü kesilecekti. Ama yapýlan emrivaki, iç ve dýþ kamuoyu ile demokrasilerin kazanýlmýþ deðer yargýlarý karþýsýnda amacýna ulaþmýþtýr. Bu arada Ýtalya`daki koalisyon hükümetinin niteliðini de bu hesabýn içine katmak gerekir. Baþka bir hükümetle durum baþka olabilirdi.
Üçüncü husus da Avrupa`da varolan Kürt potansiyelinin PKK tarafýndan kayda deðer bir büyüklük ve dinamizmle harekete geçirilebilmesidir. Avrupa`nýn hemen hemen her kentinde aylarca süren gösteri, yürüyüþ, açlýk grevleri ve kendini yakma olaylarý, sorunun bir terör olayý gibi deðerlendirilip geçiþtirilemeyeceði gerçeðini Avrupa kamuoyunun gözünde diri tutmuþ, Türkiye yanlýsý tutumlara en çok hevesli olan Avrupalýlarý bile Kürt sorununa dikkat çekme zorunda býrakmýþtýr.
Demirel`in geçtiðimiz sonbaharda Avusturya`ya yaptýðý seyahat sýrasýnda Danimarkalý bir gazeteciyle arasýnda geçtiði önesürülen bir konuþmadan bahsedilir. Ne derece doðru olduðunu bilemiyorum ama bir gerçeði yansýtma bakýmýndan tipik bir örnek olduðu için burada anlatmayý kayda deðer buluyorum. Anlatýlanlara göre Danimarkalý gazeteci Avusturya seyahati sýrasýnda Demirel`e Kürt sorunuyla ilgili görüþlerini sorunca Demirel: ''Bizde Kürt sorunu diye bir sorun yok'' diye cevap vermiþ. Bu cevap karþýsýnda gazeteci ''evet ama bizde Kürt sorunu var, çünkü Danimarka`da 15 bin Kürt yaþýyor'' demiþ.
Bu fýkra, sorunlara yaklaþým konusunda Türkiye ile Avrupa arasýndaki büyük anlayýþ farkýný göstermekle beraber þimdiye kadar yeterince dikkate almadýðýmýz bir gerçeðe de iþaret ediyor. O da, günümüzün küçülen dünyasýnýn yarattýðý olanaklarla yarým milyonu aþan nüfusuyla, Kürt sorunu Avrupa`nýn bir dýþ sorunu olmaktan çýkarak, artýk bir iç sorunu olmaya baþladýðýdýr. Son eylemlerle Avrupa`daki Kürt varlýðý, dinamik bir iç unsur olarak ciddi bir rol oynayabileceðini gösterdi.
Bu eylemlerde, Avrupa`daki Kürt topluluðunu dinamizm içinde tutan en belli baþlý araç MED TV oldu. Hani ''bir Türk dünyaya bedeldir'' sözüne benzer bir biçimde bu son karþýlaþmada bir MED TV bütün Türk medyasýna bedel bir iþlev gördü. MED TV, dönemin gereksinimlerine yanýt veren çaðdaþ bir mücadele aracýnýn bir hareketi ne denli yükselterek ileri götürdüðünü açýkça gösterdi. Bu durum, tv ve benzeri ilatiþim araçlarýnýn yanlýz kamuoyunu aydýnlatma ya da oluþturup yönlendirme iþlevi görmediklerini, en vazgeçilemez örgütleyici iþlevlere de sahibolduklarýný ortaya koydu.
Avrupa`daki Kürt kitlelerinin eylemleri, amaç ve istemleri bakýmýndan kayda deðer demokratik niteliklere sahibolmakla beraber bugünkü süreçte kullandýklarý yöntem ve metotlar bakýmýndan daha dikkate deðerdirler. Avrupa`da özellikle de PKK`nin etki alanýndaki kitle sürecin baþýndan sonuna dek demokratik ve barýþýl mücadele yöntemlerine baþ vurdu, barýþçýl çözüm önerilerini talepleþtirdi. Hem Kürt hareketleri hem de Avrupa`nýn politik yöneticileri bu barýþçýl eylem ve istemlere yanýt verme, kitlelerin inanç ve umutlarýnýn karþýlýksýz kalmadýðýný gösterme göreviyle karþýkarþýyadýrlar. Kürt aydýnlarý, tüm amaçlarýna ulaþmasalar bile bu eylemlerin getirdiði kazanýmlarý aydýnlatmalý, ön plana çýkarmalýdýrlar. Kitleler eylemlerinin yararsýzlýðýna inanýrlarsa, talepleri ters teper ya da karþýlýksýz kalýrsa geliþmekte olan süreç tersine dönebilir. Bugüne kadarki tutumlarýyla Avrupalý politikacýlar, malesef Türkiye`yle olan çýkar iliþkilerinden dolayý bu ülkenin tehdid ve þantajlarýna boyun eðiyor, Kürt kitlelerinin barýþçýl eylem ve taleplerine olumlu yanýt vermekten kaçýnýyorlar, attýklarý her adýmda Türkiye`yi kýzdýrmamayý ön planda tutuyorlar. Bunu da, Kürt sorununu hala Avrupa`nýn dýþ sorunu gibi görme aymazlýðýyla yapýyorlar. Onlara bu tutumlarýyla hak ve adaleti gözardý etmekle kalmadýklarý ayný zamanda dýþ sorun olmaktan çýkmýþ bir durum karþýsýnda demokrasinin kimi deðer yargýlarýný da aþýndýrdýklarý, hatta þiddet ve karýþýklýk yönünde bir takým geliþmelere gidilebileceðini gözardý ettikleri anlatýlmalý, dikkatleri ileride doðabilecek olumsuzluklara daha þimdiden çekilmelidir.
Yeni durumun bu özellikleri Kürt sorununun içerde ve dýþarýda ilerlemeler kaydettiðini, bunun önemsenmesi gerektiðini, ancak serap görür ölçülerde abartýlý deðerlendirmelerden kaçýnmanýn da bir nevi hayýrlý olacaðýný gösteriyor. Avrupa`nýn Kürt sorununun çözümüne iliþkin herhangi bir programý yoktur. O daha yeni yeni sorunu mýrýldama, onu tanýmaya çalýþma aþamasýndadýr. Hükümetler, güç odaklarý, çýkar çevreleri ve bunlarýn ifadesi olarak Avrupa Birliði ya da tek tek Avrupa ülkeleri her hangi bir çözüm önerisi getirmeyi ya da Kürt sorununa destek vermeyi çýkarlarýna aykýrý buluyorlar. Çünkü sorunu sahiplenirlerse yalnýz Türkiye`yi deðil Arap ülkelerini, Iran`ý ve onlarýn müslüman olan ya da olmayan dost ve müttefiklerini karþýlarýna alacaklarýný düþünüyorlar. Ellerindeki çýkar terazisinde Kürt sorununun bulunduðu kefe hep hafif kalýyor.
Geriye Kürt sorununu ilerletecek güçler olarak içerde bizzat Kürt halkýnýn mücadeleci varlýðý dýþarýda da insanlýk onuru ve deðerleri ile demokratik kamuoylarýnýn devlet ve hükümetlere yaptýðý ve yapabileceði baský kalýyor. Bu özellikler, hem sürecin neresinde olup daha nerelere kadar gidilmesi gerektiðini görmede, hem de mücadelenin amaç yöntem ve biçimlerini belirlemede aydýnlatýcý, yolgösterici oluyor. Unutmayalým ki onca belirlenmiþ çözüm önerilerine, baþta Yunanistan olmak üzere pek çok ülkenin açýk maddi ve manevi desteðine, BM`in karar ve çabalarýna ve ABD ile diðer büyük devletlerin giriþimlerine raðmen Kýbrýs gibi bir sorunda bile dünya ya da Avrupa topluluðu Türkiye`ye adým attýramýyor, hatta adým attýrma iradesi göstermekte isteksiz davranýyor. Kürt sorununun Kýbrýs sorunundan çok daha uzun bir süreci kapsayabileceðini, çok daha karmaþýk ve sancýlý olabileceðini görmek için kahin olmaya gerek yok.


Türkçe yazýlara geri dön.